Aposto! - Dolapdere, Ali Özbatur
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Dolapdere, Ali Özbatur

Ali'nin peşine takılıyoruz Dolapdere sokaklarında. Ayaküstü Arter'e uğrayalım mı? Mehmet Abi çaya davet etti, börek de alır, yolda müdavimi olduklarımızı anlatırız.
Soli 15 AĞU

Ali'yle ilk karşılaşmamız Zoom üzerinden. İkincisi de. Ardışık aylar boyunca dikdörtgenle tanımlanmış alanda tanıyoruz birbirimizi. Dikey veya yatay. Bu, onun için hayatın yaşanma ve algılanma şekli. E-posta'ya düşen toplantı linklerinden bağlanılan çoklu oturumlardan bahsetmiyorum.

Ali, çoğunlukla kamera arkasından bakıyor sokaklara, mekânlara ve insanlara. "Vapur sesi duyulmuyor, devam edelim çekime," demek için elini kendi ekseni etrafında döndürüyor veya "Duralım!" diye bağırıyor. O sırada geçen helikopterin gürültüsü nedeniyle hiç olan son otuz saniyeyi yeniden alalım. 

Belki de psikoloji okumasının etkisiyle insan hikâyelerini seviyor. "Bir zamanlar" ve "çok yakında" arasında sinemalarda çok şey buluyor görecek, yaşayacak ve anlatacak. Daha geniş, başka renkte bir perspektiften bakmak istediğini düşünüyorum dünyaya, kafasının üzerinde taşıdığı, saçları arasında kaybolmuş güneş gözlüklerini her gördüğümde. Bazen optik olanlarla yer değiştiriyorlar ama hep ordalar. "Uyurken de mi?" diye latife edecek oluyorum. "Eh, bazen," diyor. 

Triton Hub'da hareket eden fotoğrafları kadrajlamadığı, senaryolardan sahneler yaratmadığı, aynı gün içinde üç ayrı şehirde beş farklı kişiyi nasıl çekeceğiz denklemleri çözmediği zamanlarda rakı şişesinden söktüğü etiketten origami yapıyor. Ambalaj diye önemsemediğimiz bir şey, tavus kuşuna dönüşüyor aniden. Dolaptan su almaya gidip üç portakalla dönüyor ve onları havada çevirmeye başlıyor. Ali, devinimde — biz seyirci koltuğunda.


Galata'ya yukarıdan bakan pencerenin kenarında gökyüzünün turuncusuna bakıyoruz bir akşam. Mike Mignola'nın çizimlerini çok sevdiğinden başlıyor, anneannesinin olimpiyatlarda koşan ilk Türk kadın atlet olmasına geliyor muhabbetimiz. Ve film setlerinde geçen, senaryoların yüksek sesle okunduğu, birkaç ay sonra radyolarda duymaya başlayacağımız parçaların ilk notalarının yankılandığı evin anımsamalarına. 

Beyoğlu'ndan Tophane'ye inen yokuşlarda geçen hikâyelerden bahsederken "Ali, nerede yaşıyorsun?" diye soruyorum. Yaşama onun baktığı dört ayrı mercekten dâhil olmak isteğiyle. "Dolapdere," diyor. Seviyor mu diye merak ediyorum. "Çok." Birkaç gün batımı sonra Opet'in köşesinde buluşuyoruz — kaldırımı olmayan ve arabaların arasında zikzaklar çizerek ilerlediğimiz Dolapdere yollarında: "19. yüzyılda buraları Pera'dan sonra İstanbul'da Rum nüfusun en yoğun olduğu semtlerden biriymiş. Üzerinde yürüdüğümüz cadde Dolapdere, bir sokak üstümüz Kurtuluş. O dönemki adıyla Tatavla. Rumcadan çevirecek olduğumuzda 'at ahırları' demek. Düşünsene, ayaklarımız altındaki asfalt, bundan 130 yıl önce yeşildi. Bostandı. Ve şurası: Lastikçilerin, cansız manken vitrinlerinin olduğu yerler, oralarda atlar takılıyordu. İleride gördüğümüz Panayia Avangelistria Rum Ortodoks Kilisesi'nin olduğu bölge de Evangelistria, şimdiki ismiyle Yenişehir olarak anılırdı."

Devam ediyor yolumuz. Arter'de ne sergiler açılmış, bakalım. Dirimart'ın gelecek programı neymiş, öğrendik. Pancaldi'nin birahaneleri hâlâ yerli yerinde, Fill'de Serkan Abi'ye selam verdik. Mehmet Abi, çaya davet etti. "Börek de alırız," dedi, teşekkür ettik. Tatavla'da pezik turşusu neymiş öğrendik. Seymen Sokak'taki "Eskici" tabelası ne güzel. Zucca'nın da pizzaları meşhurmuş. Sadece Tatavla'daki apartman tabelalarından kısa hikâyeler yazılır. Kurtuluş'ta acilen mahalleli bulmamız gerek! Öneri kutumuz açık.

Biz devam edelim yola, Ali'nin yanı sıra...

Hazal

Yazının devamı için lütfen kaydolun.

Aposto! olarak en özgün içerikleri derleyip e-posta kutunuza bırakıyoruz. Tüm yazıyı okumak için bültene kaydolabilirsiniz.

Soli

Her hafta bir mahalle, bir mahalleli! Seyahat ve kültür yayını Soli, her hafta bir mahallenin esnaflarının, binalarının, sokaklarının, insanlarının hikâyesini anlatıyor.

Son Sayılar

cover
17 EKI

🟠 Yeldeğirmeni, Bager Akbay

Bager Akbay'ın peşinde Yeldeğirmeni'ndeyiz. Buralar sıcak, mütevazı, biraz melankolik. Denemekten korkmayan bir pesimist.
cover
10 EKI

🌱 Tirebolu, Emel Ernalbant

Emel'in peşinde Pontus Rum Devleti’nin yazlık kasabası olarak anlatılan Tirebolu'dayız.
cover
3 EKI

Çukurcuma, Lalin Akalan

Lalin'in kapsayıcı galaksisine yolculuğun peşinde Çukurcuma'dayız.