Aposto! - Dosya 1 Yazı 1

Dosya 1 Yazı 1

Modern Halk Ozanlarından Almanya'daki İşçilerin Ahvali

#60YılMüzik projemizin 61-90 dönemine dair dosyasının bu ilk yazısında, 1961 yılından Berlin duvarının yıkılışına dek geniş açılı bir perspektiften Almanya'daki "Hayali Türkiye"nin müzik piyasasına bakmaya başlıyoruz. Modern halk ozanlarının Almanya'daki çalışma şartları ve hayatlarını #gasterbeitergroove yani "misafir işçi havaları" yansıtıyor. Dönemin kadın yıldızları ve bildiğimiz halk müziğini disko folka dönüştüren düğün müzisyenleri bu yazımızda.

Yazıya eşlik etmesi için DJ Funshine'ın hazırladığı playlist burada: 



Türkiye ve Almanya arasında müzik üzerinden kültürel etkileşim, ulus devletlerin doğuşunun öncesine dayanıyor.

Bülent Aksoy, Osmanlı’nın Tanzimat Dönemini “Garplılaşma”nın resmen ilanı, Cumhuriyeti ise bu Batılılaşma sürecinin devamı olarak yorumluyor. Sarayda Batılı bestecilerin ağırlanmasını, sarayda operayı ve klasik müziğin kurumsallaşmasını, Batılı hocaları ve konservatuvarın kurulmasını anlatıyor.[1]

Almanya’da sekiz yıl süren kapsamlı bir alan çalışması sonucu ve yazılışının üzerinden geçen yirmi yıla rağmen bu dönemle ilgili en önemli kaynaklardan biri “Hayali Türkiye’nin Müziği”. Kitabını yazan, şu anda İstanbul’da yaşayan Alman Müzikolog Martin Greve, kendisiyle görüşmemizde klasik Batı müziği açısından Türkiye ve Almanya arasındaki etkileşimin 1961’e kadarki varlığını vurguluyor.

Türkiye’nin konserler veren ilk kadın piyanisti Ferhunde Erkin’in, 1943’te Berlin’e bombalar düşerken, eşi Ulvi Cemal Erkin’in piyano konçertosunu Fritz Zaun yönetimindeki Berlin Şehir Orkestrası’yla çaldığını bize hatırlatıyor.

61’de başlayan göç dalgalarıyla birlikteyse, önceden “Batı”dan Anadolu’ya akan kültür bu defa Anadolu coğrafyasının müziğini “Batı”ya ulaşıyor.

Greve’nin “Hayali Türkiye”den bahsetmesinin nedeni: “Türkler ya da Almancılar diye bir birlikten söz etmek mümkün değil, o yüzden de kitabın adını koyarken zorlandım. Türkiyelilerin hayalleri var, Almanya’nın hayalleri de var ve o hayallerin hepsi pembe değil.” Kitabında belirttiği gibi: “Bu ‘Hayali Türkiye’ ise ne etnik ne kültürel ne politik ne dinsel ne de müzik stili açısından türdeştir.”[2]

1961’den itibaren Almanya’ya göç eden ve orada müzik icra edenlerin bazıları işçi olarak, bazıları siyasi nedenlerle, eğitim amaçlı gitmişlerdi. Bir de teknik imkanlardan yararlanıp albüm kaydetmeye veya turneye giden müzisyenler vardı.

#60YilMuzik projesi boyunca, bu çeşitliliği göz ardı etmeden, “Almanya’daki Hayali Türkiye’nin Müziği”ne, damgasını vuran trendler ve sanatçılar üzerinden bakmaya çalışacağız.

#gastarbeitergroove

Almanya’ya giden işçiler kültürlerini de birlikte götürmüştü. Müzik kültürü, oradaki koşullarla birleşince, bu koşulları yansıtan, eleştiren, gurbete, özleme, yersiz yurtsuzluğa, Alman kızlarına dair temalarda “Almanya türküleri” ortaya çıktı. Türk işçilerle ilgili nasıl tek tip bir profil üretiliyorsa, Hans ve Helga isimleriyle anılan Almanlar hakkında da genellemeler yapıldı. Daha sonra bu temalara 80’lerin politik atmosferiyle hem Türkiye hem Almanya siyasetine dair içerikler de barındırmaya başladı.


Metin Türköz, 1962’de Ford Fabrikasında çalışmak üzere geldiği Köln tren garında mızıkalarla karşılanıyor. Bir süre sonra, kırk bin işçinin çalıştığı fabrika duvarlarında Cumhuriyet Bayramı şöleninde yer almak üzere saz çalan, türkü söyleyenlerin arandığını okuyor.

Türkiye’de amatör olarak saz çaldığımı bilen oda arkadaşımın ısrarıyla, sazımı alıp gittim. Yaklaşık bin beş yüz kişinin olduğu salonda, beni ilk kez ve aniden âşık olarak sahneye çıkardılar. Âşık olmadığımı ancak elimden geldiğince yaşadıklarımızı kısaca özetlemek istediğimi söyledim.

Aldım sazı elime;

‘Alamanya Alamanya, Türk gibi işçi bulaman ya,

Alamanya Alamanya umduğun şeyi bulaman ya’ dedim.

Salon ayağa kalktı.

45 dakika sahnede kaldım ve burada ne yaşadıysak aklıma gelen her şeyi söyledim.” [3]

Böyle başlayan macerası Demirel, Ecevit gibi Türkiye devlet erkanına çaldığı parçalar, 80’in üzerinde plakla devam etti. “Alamanya Alamanya” eserinin içinde yer aldığı plak bir milyonun üzerinde satıldı. Türköz, 70’lerin sonunda bir bakkal dükkânı açarak müziği bırakmasına rağmen, #gastarbeitergroove denildiğinde ilk akla gelen isim olmayı sürdürdü. 80’li ve 90’lı yıllara damgasını vuran Türkiyeli-Alman grup Yarınistan’ın solisti ve Eylül 2021’de “Deutschlandlieder. Almanya Türküleri” ismiyle çıkacak kitabın yazarı Nedim Hazar’a göre Metin Türköz bu işin öncüsü, ilk ve en önemli âşıktır:

“Bundan bir ay önce Almanca parçaları konuştuğumuz sanal bir toplantıda, bir katılımcı bana politik şarkıların ilk defa hip hop ile başlamış olup olmadığını sordu. Ben de Metin Türköz’ün ‘Guten Morgen Maestro’sunu örnek verdim. Bu şarkı iş koşullarını espritüel biçimde dile getirir. O parçayı çıkardığı döneme denk gelen sosyal olgu 1973 Ford Türk grevi. Savaş sonrasında düşük statüleri itibariyle Türk işçiler sendika üyesi olmadıkları için, ilk ciddi grevi onlar yapıyor. Aslında hepimizin Metin Abi’yi örnek aldığımızı söyleyebilirim.”

Haydar Korkmaz, Âşık Kemteri, Âşık Seyfîli, Ali Sultan, Derviş Can, Âşık Zamani, Rıza Arslandoğan, Şah Turna, Âşık Yoksuli, Gurbetçi Rıza, Almanya’da hicveden türküler yakan Türkiyeli âşıklar arasında. Örneğin Gurbetçi Rıza’nın “Ulan Alamanca Germanca” türküsünde Almanca ile bitmeyen mücadele anlatılıyor:

Ulan Alamanca Germanca

Konuşup anlayamadım seni

Boğazımda laflar tıkanır kalır

Meister başlar dırdırdır

Asıktı suratı konuştu bana

Sevindim benimle konuştuğuna

Anlamışım gibi hepsine jajaja

Türkçe olsaydı başlardım dırdırdır

Âşık Haydar Korkmaz 1973 yılında Aşağı Saksoya eyaletindeki Stadthagen’e geliyor, eşi öğretmenlik yaparken kendisi bir fabrikada sendika ve işyeri temsilciği yapıyor. Bir yandan da şiirler yazıp türküler yakıyor. “Ausländer Raus” (Defolun Yabancılar) şiirinde bir işçinin kendisini ülkeden defetmek isteyen Almanlara haykırışı var:

Değişen dünyanın emektarıyız

Toprağa serpilen tohum darıyız

Aldın balımızı bizler ayrıyız

‘Ausländer Raus’ olduk sonunda

Almanya’dan yükselen modern halk ozanlarının sesi, Türkiyeli göçmenlerle ilgili ön yargıları da dile getirerek taşlama geleneğini bir adım öteye taşıdılar. Dertlerine Almanlar da kulak versin isteyen müzisyenlerin bazıları türkülerini Almanca seslendirdi, bazı Türküler Türkçe ve Almanca karışık yakıldı. Ozan Ata Canani’nin ve “Deutsche Freunde” (Alman Dostum) şarkısının hikâyesini ilerleyen günlerde sizlerle paylaşacağız ama burada da anmamak olmaz.

Dönemin Kadınları

Türköz’den sonra akla ilk gelen isim, kendisinden çok farklı stiliyle “Köln Bülbülü” lakaplı Yüksel Özkasap’tır.

Eski cevherleri gün yüzüne çıkaran Almanya’daki plak şirketi Ironhand Records’un kurucusu ve dönemin müzisyenleri ve piyasayla ilgili engin bilgisini bizden esirgemeyen Ercan Demirel’e göre, “Yüksel Özkasap hıçkıra hıçkıra şarkı söyler. Tamamen ajitasyon üzerinden giden bir şarkı söyleme stili var. Sözler de üzerine tuz biber ekiyor. Bu stili 80’lere kadar devam ettiriyor. 15 sene sonunda hâlâ aynı şekilde şarkı söylüyor.” Özkasap, daha sonra Türküola’ya dönüşecek Türkofon Plak Şirketi’nin kurucusu Yılmaz Asöcal ile evleniyor ve “albüm yapma fırsatı bulmakta sıkıntı çekmiyor.” 500 kadar türkü plağı kaydeden Özkasap, Metin Türköz’ün aksine bir stüdyo sanatçısıdır. Ağırlıklı olarak köye dair, ayrılık, özlem, sevgi içerikli türküleri söylemiştir. 

Yüksel Özkasap’ın ilk 45’liği “Gülom/Dere Kenarından Geçtim” yayınlandıktan sonraki ilk 6 ayda 100 bin satışa ulaşır. “Beyaz Atlı” plağı çıktığında Özkasap artık sadece Avrupa’da değil, albümleri memlekete de getiren “Almancılar” sayesinde Anadolu’nun her köşesindedir. Plak kısa sürede 1 milyon barajını zorlar ve Türkiye’de en çok satan ilk 5 plak arasında yerini alır. 1968 yılına kadar plaklarının dağıtıldığı Türkofon firmasına hem plak okur hem de aynı iş yerinde çalışarak kendi plaklarını satmaya başlayan Yüksel Özkasap, hasretlik çeken yüreklere su serpmiştir.

“Ne mektubun gelir ne de selamın, hasret kaldım bizim elin gülüne, anacığım selamımı almadan, nasıl oldu yolum düştü Köln’e” sözleri hafızalara kazınmıştır.

Özkasap, sosyal medya hesabında belirttiği üzere, 56 yıllık sanat hayatında on iki Altın Plak Ödülü’ne layık görülmüştür.

Peki başka kadın sanatçılar var mıydı? Araştırmamız bize başka kadın müzisyenlerin de yükseldiğini ancak çeşitli nedenlerle başarılı bir çizgi yakalayamadıklarını gösterdi. Ercan Demirel bu sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

“Hem müzik piyasasında hem de Yeşilçam’da evlenip sahneyi/sinemayı bırakan birçok isim var. Almanya’daki kadın işçiler arasındaki sorun da bu olmuş olabilir. Arkalarında destekleyen bir plak şirketi olmamış, evlenip çoluk çocuğa karışarak piyasayı terk etmiş olabilirler, memlekete geri dönmüş olabilirler. Örneğin Siemens’te çalışmak için Almanya’ya gelen Mihrican Bahar, birkaç yıl kaldıktan sonra geri dönmüş. Yüksel Özkasap’ın başarısına biraz dahi olsa yaklaşan çok fazla kimse yok. İlk kuşak arasında Asuman Çevikkalp ismi öne çıkıyor. Onlardan sonra Güler Duman, Şah Turna gibi isimler kendilerini tanıtmayı başarabiliyor ama hiçbiri Yüksel Özkasap seviyesine ulaşamıyor.”

Asuman Çevikkalp’in “Beyaz Atlı” albümü 1969 senesinde Grafson-Türkofon plakçılıktan çıkıyor. Bu albümde gurbet duygusunu ve aşk acısını iliklerinize kadar hissederken diğer yandan içinizi kıpır kıpır eden yaylılar var. “Doyamam sana güzelim, doyamam sana Kıbrıs’ım, doyamam sana Türkiye’m” diyor, biraz şivesine de dikkat edince kendisinin Kıbrıslı olabileceğini düşündük. Metin Türköz’ün kendisine curayla eşlik ettiği yukarıdaki fotoğrafın tarihinden emin değiliz. Ancak müzisyenlere ve Çevikkalp’e bakılırsa biraz hareketli bir şarkı çalınıyor, acaba bu şarkı “Affetmem Seni Sevgilim” olabilir mi?

Düğün Dernek

Bülent Kullukçu ile “Songs of Gastarbeiter” derleme albümüyle #gastarbeitergroove’u gün yüzüne çıkaran İmran Ayata’ya göre, göçün en ilginç yanlarından biri, göçmenlerin kendi kültürel ve sosyal kavgalarıyla yeni kültürel pratikler geliştirmeleri ve bu pratikleri devletler yönetemiyor oluşu.

“Mesela ilk yıllarda Âşık Metin Türköz gibi müzisyenler işçi yurtlarını turlarlarmış. Bu gurbet şarkıları geleneği diğer işçilerle eğlenmek için, kendi aralarında sohbet ortamlarında başlamış. Sonra bu müzisyenler için düğünler en önemli sahneye dönüştü. Yıllar içinde Derdiyoklar İkilisi başta olmak üzere düğünlerde bayağı ilginç müzikler yapan gruplar oluştu.”

Martin Greve şöyle aktarır: “Hayali Türkiye’de amatör müzisyenlikten yarı profesyonel esnaf müzisyenliğine giden yol inanılmaz derece kısadır ve bunu başarmanın müzikal kapasite ve yetenekle pek ilgisi yoktur. Bu yolu kastedebilmek için gereken tek şey, müzikten para kazanmayı istemektir.” [4] Ancak bu müzisyenler arasından efsaneler çıkmıştır. 

1970’li yıllarda Derdiyoklar İkilisi düğün müziklerinin trendini ve yepyeni bir tarz olan disko folk ekolünü yarattı. Birçok müzisyenin müzikten para kazanmasının yolunu açtı. Derdiyoklar Ali ile vefatından önce gerçekletirdiğimiz röportajı buradan okuyabilirsiniz.

Yurtseven Kardeşler, Divaneler, Gurbetçiler, Grup Güvercinler, Grup Şenyuvalar, Küçük Mahzuni’yi de Almanya’da düğün müzisyenleri arasında anmak isteriz.

Son olarak Derdiyoklar İkilisi’nin yarattığı ekolün gücünü anlatmak için, bu yoldan giden bazı gruplarla Derdiyoklar İkilisi’nin “taklitlerinden sakınınız” dedirtecek benzerliğini takdirinize bırakıyoruz. Örneğin Derdiçoklar’ın ismini bile yeterli, Akbaba İkilisi’ninse albüm kapağını da buraya bırakıyoruz.

Bu yazının ardından, gurbetçiler için düğünlerin anlamına dair biraz daha derine inmek için Gurbette Esenyeller grubuyla röportajımızı sizlerle paylaşacağız. İlk düğünlerinden bugüne kırk seneye yaklaşan hikâyelerini ve özgün halk müziğinden “disko folka” uzanan müziklerini konuştuk.

Sonuç Niyetine

Çünkü ilk kuşak kendini kolaylıkla kabul edemeyeceği bir durumda buldu. Çünkü bu stresliydi… Ve belki de kırıcı. Çünkü çalışıp dönmeyi planlamışlardı. Birdenbire kendilerini istemsizce göçmen olarak buldular. İkinci kuşağın başka sorunları vardı. Şimdi artık olup bitenler üçüncü kuşağın gözünden kaçmıyor.

Ulrich Gutmair, Gazeteci ve Yazar

Biz bu yazı için araştırma yaparken araştırırken hiç haberdar olmadığımız birçok müzisyenle karşılaştık. Bu sürece bugünden bakmak, Almanya’ya işçi olarak gidenlerin kültürlerini nasıl kendi aralarında yaşattıklarını, bir ifade aracı olarak müziğin kendi yolunu bulduğunu bize anlatıyor. Böylelikle Almanya’daki “hayali Türkiye” kültürünün kapıları önümüzde aralanmış oldu. İlk yazımızı okuyarak bizimle bu kapıdan girmeye karar verdiğiniz için teşekkür ederiz.

#gastarbeitergroove ikinci yazımızda kapıyı biraz daha aralamaya devam edecek. Yolu Almanya’dan türlü sebeplerle geçen Türkiyeli yıldızlar ve halk müziği dışında türlerde kendilerini ifade eden müzisyenler için ikinci yazımızı bekleyin!

İzleme önerisi: Ercan Demirel’in Türkçe altyazılı videosu bu döneme ve ikinci yazımıza da ışık tuttu: “Als Die Gastarbeiter Kamen…” (Misafir İşçiler Geldiğinde…)

Dinleme önerisi: 2018’de bi’bak’da Murat Meriç ile gerçekleştirilen “Gurbetin Tınıları” söyleşisinin kaydı yaklaşık bir saatlik keyifli bir yolculuk.

Yararlanılan Kaynaklar:

[1] Aksoy, Bülent, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Musiki ve Batılılaşma, Tanzimat’tan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi içinde, s.1212, İletişim Yayınları, 5. Cilt, 1985.

[2] Greve, Martin; Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Temmuz 2016, s. 18.

[3] Site: https://www.aa.com.tr/tr/anadoludan-avrupaya-insan-hikayeleri/kayserili-asik-vatan-hasretini-turkulere-doktu/1598603, Erişim tarihi: 01.08.2021.

[4] Greve, Martin; Almanya’da “Hayali Türkiye”nin Müziği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Temmuz 2016, s. 114.

Bu yazı Berlin Yunus Emre Enstitüsü’nün desteğiyle hayata geçirilen #60JahreMusik projesinin bir parçası olarak hazırlanmıştır.


istanbulberlin Hattı

istanbulberlin Hattı, istanbulberlin'in hazırladığı içeriklerle, kültür sanat alanında karşılaşmalara, ayda iki defa yinelenen bir davet.

© 2021 Aposto! Teknoloji ve Medya AŞAPOSTO’YU KEŞFETAYDINLATMA BEYANIKULLANIM KOŞULLARI