Aposto! - "Ruhsatlı olması şiddeti engellemiyor"

"Ruhsatlı olması şiddeti engellemiyor"

Silah yönetmeliğinde yapılan değişikliğin ardından Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayhan Akcan'la silahlanmanın hak olup olmadığını konuştuk.

"Ateşli Silahlar Ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik"te geçtiğimiz ay yapılan değişiklikle silah taşıyabilecek meslek grupları genişletildi. Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların en üst yöneticileri, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu Başkanı, üyeleri ve bu görevde bulunmuş olan kişiler, büyükşehir belediyesi genel sekreteri, il özel idaresi genel sekreteri ve yine bu görevde bulunmuş kişiler silah ruhsatı alabilecek. 

  • Ayrıntılar: Bunun yanı sıra yapım işlemlerinin büyüklüğüne göre müteahhitlere de silah taşıma ruhsatı verilebilecek, özel güvenlik teşkilatı bulunmayan kurum ve kuruluşlarda görevli bekçiler görev yerinin dışına çıkarmamak şartıyla görev sırasında silah taşıyabilecek. Çalışma alanına göre mühendis, mimar hatta şoför ve posta dağıtıcılarına kadar silah taşıyabilme imkânı tanındı.
  • Silah ruhsatı verilmesini engelleyen hallerle ilgili maddede de değişiklik yapıldı. Buna göre; yeniden silah verilmesi "sakıncalı" olanlardan uygun bulunanlara da taşıma veya bulundurma ruhsatı verilecek. Suç işleyen kişilerin silahları yalnızca 5 yıllığına emanet alınabilecek, daha sonra kişilere teslim edilecek. 

Silahlı şiddette %73 artış 

Umut Vakfı'nın 28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü'nde yaptığı açıklamaya göre; basına yansıyan silahlı şiddet olayları yıl başından 24 Eylül’e kadar, bir önceki yıla göre %6 artış gösterdi. Bu süre boyunca basına 2 bin 592 silahlı şiddet olayı yansıdı. 2014 yılıyla kıyaslandığında ise son 8 yılda silahlı şiddet %73 arttı. 

Türkiye’de silah sayıları

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün temmuz ayında yaptığı açıklamaya göre, silah bulundurma ve silah taşıma ruhsatı sayısı 1 milyonu geçti. Yani Türkiye’de her 65 kişiden 1’i silah taşıyor. Tabii ülkede ruhsatsız da çok sayıda silah bulunuyor; yetkililer ruhsatsız silah sayısının 500 binin üzerinde olduğunu tahmin ediyor. 

Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayhan Akcan da silah sayısındaki artışla silahlı şiddet olaylarında da artış yaşandığını vurgulayarak, “Bireysel silahlanma 25 milyon gibi görünüyor. Bunların %10 ruhsatlı %90 ruhsatsız, her yıl suç oranları %3 %4 artıyor, her ne kadar resmî makamlar azalıyor dese de silahla ilgili suçlarda %3-%5 artış var. 2014 yılıyla 2021 yılı karşılaştırıldığında%70’lik bir artış görüyoruz. Bu ciddi bir şey. 10 yıl önce Türkiye’deki cinayetlerin %50’sinde silah kullanılıyordu, şu anda cinayetlerin %70’inde silah kullanılıyor.” diye konuşuyor. 

Bireysel silahlanma “hak” mıdır?

Bireysel silahlanmanın bir “hak” olup olmadığı dünyada farklı topluluklar arasında hâlâ bir tartışma konusu. ABD’den Avrupa ülkelerine, Türkiye ve Orta Doğu ülkelerine kadar uzanan bu tartışma belki de silahın icadından bu yana devam etmekte. Birçok ülkede hâlihazırda anayasal bir hak olarak görülse de silahın en temel insan haklarından biri olan yaşama hakkını elden alabilme ihtimali bu tartışmayı hiçbir zaman bitirmeyecek bir boyuta taşıyor. 

Silahlanmanın hak olduğunu savunan kişiler genellikle, bir şiddet aracı değil “hobi” olarak görenler, savunma için kullanılabileceğini savunanlar ve silaha erişimin yasaklanmasının ulaşılmasını engellemeyeceğini savunanlardan oluşuyor. Silahın hobi olarak kullanılabileceğini ve insandan ziyade canlılara zarar vermeden bu hobinin devam ettirilebileceğini savunanlar, birçok farklı platformda ateşli silahların kullanılabileceğini yineliyor. Bunun yanında şiddet olaylarının son günlerde artık göstermesi nedeniyle olası bir duruma karşı savunma amacıyla silah bulundurma düşüncesi de artış göstermiş durumda. Bunun yanı sıra silaha erişimin engellenmesinin suçlunun suç işlemesini durdurmayacağını düşünen bir kişiyse durumu şu ifadelerle anlatıyor: 

“Silaha erişimin engellenmesinin kötü niyetli kişileri suç işlemekten alıkoyacağını düşünmüyorum. Satışı tamamen yasaklanan ne varsa mutlaka bir karaborsa oluşuyor. Bir ürün için karaborsa oluştuğunda adalet ve güvenlikten sorumlu devlet de kayıt tutamıyor, piyasada olanları kontrol edemiyor. Yasağın hayatını tehdit altında hisseden mağdur kimselerin silaha erişimini engelleyeceğine, cinayet işlemeyi kafasına koymuş bir insanın kayıt dışı şekilde silaha ulaşabileceğine inanıyorum.”

“Yaşama hakkını elden alan unsur hak olmamalı”

Büyük çoğunluksa insan haklarının en temeli “yaşama hakkını” elden alabilecek bir unsuru taşımanın ya da barındırmanın hak olarak ele alınmaması gerektiğini savunuyor. Hatta silahın kullanımının güvenlik güçlerinin elinden bile alınması gerektiğini söyleyenler de mevcut. Türkiye’nin kanayan yarası kadın cinayetleri de silahlanmanın “kolaylığından” etkileniyor. Bu yılın ilk 9 ayında erkeklerin ateşli silahlarla öldürdüğü kadın sayısı 121’e ulaştı. Türkiye’nin her köşesinde internetten bile kolaylıkla silaha ulaşılabiliyor olması bu sayıların yükselmesinin en önemli nedenlerin biri. Silahsızlanma savunucularının en büyük sorusu ise silahlanmanın hangi kriterlere göre kontrol edileceği. Silahsızlanmayı savunan kişilerden biri bu durumu şöyle açıklıyor: 

“Eğer ülkedeki her birey yasal çerçevede; istediği şekilde, istediği silahı satın alabilirse bu silahlanmanın kontrolünün sağlanması ve sınırlandırılması gibi problemler de ortaya çıkacak. Eylül ayında 26 kadın öldürüldü. Herkesin silahlandığı senaryoda ölüm oranlarının artmayacağının garantisini kim verecek? Bireyin kendini korumasına gerek var mı? Şayet ki bireysel koruma şart, elimize silah mı almalıyız? Hukuki yaptırımlarla olası cinayetlerin önüne geçmek mümkün değil mi? İnsanın doğuştan kazandığı tek hak yaşam hakkıdır. Bu hak başka bir birey tarafından kısıtlanmamalı ya da ortadan kaldırılmamalı. Türkiye’de yaşanan sosyolojik kırılmaların sebepleri araştırılmalı, etkili eğitim politikaları hazırlanmalı, nefret söyleminin önüne geçilmeli. Şiddetin çözümü başka birinin temel hak ve özgürlüklerine teşebbüs etmekten geçmemeli, geçmiyor.”

Ateşli silahların şiddete yatkınlığı artırdığını belirten Ayhan Akcan da silahın suç işleme olasılığını yükselttiğini cinayette 5 kat, intiharda ise 12 kat gibi bir artışa yol açtığını belirterek bu durumu şöyle açıklıyor: 

“Bilimsel doğrular da gösteriyor ki kişi silah alıyor; ancak ardından pişman oluyor. Düşman yaratılarak alınan silahlardan yaklaşık 5 yıl sonra alan kişilerin %60’a yakının pişman olduğunu görüyoruz. Silahı kullanıyor, ciddi problem yaşanıyor, trafikten eşini öldürmeye kadar gidebiliyor. “Silah susmaz ve çalışır; ya ölürsün ya öldürürsün.” iş buraya gidebiliyor. Silah şiddeti artırıyor, en önemlisi ölme ve öldürme riskini artırıyor ve taşıyanlar bunun farkında olmuyor. Bu olayla yaşadıktan sonra pişman oluyor. Cezaevinde cinayet işleyen kadınların %40’ı eşini öldürmekten cezaevinde ve bunların tamamı pişman. Erkekler de aynı durumda, öldürmek tamamen o anki öfkeyle yapılmış bir iş.”

“İlkel bir davranış biçimi”

Akcan, özellikle Türkiye’de silahlanmanın şiddet olaylarını büyük oranda artırdığını savunarak, “Silah bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir hak olarak var, ruhsatlı silah varsa bu bir anayasal hak olarak algılanıyor ve belirli prosedürlerle bu hak tanınıyor. Birçok ülkede silah bir sektör; ancak hukuk devletinde yaşanıyorsa bunun bir hak olarak görülmemesi lazım. Eğer hukuk devletinde yaşıyorsak en önemli şey yaşama hakkı; bir kişide silah olduğu zaman en önemli hak olan yaşama hakkını elden alma potansiyeli yaşanıyor. Bu nedenle bu bir hak değil sorun olarak karşımıza çıkıyor. Silah karşıtı bir grup olarak bunun bir hak değil, tamamen ilkel bir davranış biçimi olduğunu düşünüyoruz.” diye konuşuyor.

Ne yapılmalı?

Dr. Ayhan Akcan silahların ruhsatlı olmasının “silah şiddetini” engellemediğini belirterek, bu tür şiddete karşı çözüm için atılabilecek adımları şöyle sıralıyor:

“Silah şiddetini belirleyen şey her an ulaşılabilir ve yaygın olması. “Ruhsata bağla sorunu çöz” gibi bir düşünce var ancak bu pratikle uyuşmuyor. Böyle olsaydı Türkiye’deki tüm suçlar ruhsatsız silahlarla işlenirdi. Bu düşüncenin pratikle bir ilgisi yok. Önerimiz ruhsata bir bekleme süresi konması, dilekçenin hemen değil 15 gün sonra işleme konması çünkü 15 gün içinde kişi zaten silah almaktan vazgeçip daha mantıklı çözüm yolları arıyor. Referans sistemini öneriyoruz, eve silah alınırken eşe sorulacak, eşi duruma karşı bilgi verecek. Kişinin silah edinme sayısını indirmek gerekiyor, şu anda sınırsız. Ruhsat süresi 5 yıldan 2 yıla indirilmeli. Silahtan öncesinde bir eğitim verilmesi gerekiyor.”

Spektrum

Her salı 15.00'te Türkiye'nin politik gündemi ve kent politikasında, her cuma 15.00'te uluslararası politikada öne çıkan gelişmelere dair hikâyeler, raporlar, kamuoyu araştırmaları ve dünya basınından önemli makaleler, her perşembe 15.00'te de haftanın politika özeti e-posta kutunda.

© 2021 Aposto! Teknoloji ve Medya AŞAPOSTO’YU KEŞFETAYDINLATMA BEYANIKULLANIM KOŞULLARI