Aposto! - Esnaf iktidarının geleceğe yükü

Esnaf iktidarının geleceğe yükü

Kuru yükselten ve alım gücünü düşüren faiz indirimlerinin arkasındaki sebep ne?

Türkiye’de son 3 buçuk yılda giderek derinleşen ekonomik kriz, faiz indirimi kararlarıyla önlenemez yükselişi perçinlenen döviz kuru ve Enflasyon Araştırma Grubu verilerine göre son 12 ayda %44,70 artan Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) önümüzdeki dönemin pek de rahat geçmeyeceğine işaret ediyor. Cumhur İttifakı tarafından amasız reddedilen erken seçim gerçekleşmediği takdirde hâlihazırdaki yönetimin Merkez Bankası müdahaleleriyle toparlanmanın ne kadar mümkün olduğu herkes için soru işareti.

Peki bu müdahaleler bir ajandadan yoksun mu? Yoksa iktidar kendisine “esnaf iktidarı” namını kazandıran küçük esnafı ve şehirlerdeki oy çoğunluğunu korumak adına büyük ölçekli işletmeleri, değer üreten sektörleri ve büyükşehirlerde yoksullaşan kalabalıkları terk mi ediyor? Son dönemde atılan adımların arka arkaya yapılan hataların ürünü olamayacağını düşününce bu yıkıcı gerçekle yüzleşmekten başka çare kalmıyor. Bu yazıda giderek fakirleşen Türkiye’nin hâlini ve kötü ekonomi idaresinin ardındaki sebepleri anlatıyorum.

Sistem çıkmazı

2017 yılında %51,4 oy oranıyla kabul edilerek anayasal hâle gelen sistem, denge denetim mekanizmalarının ortadan kalkması pahasına hızlı karar almayı önceliklendiriyor. Gece yarısı duyurulan kararlarla görevden alınan guvernörler, guvernör yardımcıları ve para politikaları kurulu üyeleri alınan kararlar sonucu doğan zarar için bir nevi cezalandırılıp kızağa çekilirken yeni gelen bürokratların yaklaşımlarındaki farklar Türkiye’nin para politikasına olan güvenin azalmasına sebep oluyor. 

Farklı Merkez Bankası başkanlarının dönem dönem farklı söylemlerde bulunması, piyasa beklentilerine cevap verileceğine dair vurgulara rağmen aksi yöndeki uygulamalar ve yüksek risk primi dönemlerinde alınan faiz indirimi kararları Türk Lirası’nın hızla değer kaybetmesini tetikliyor. Referandumdan bu yana yaşanan %60’tan fazla değer kaybına ve 15 Temmuz dönemindekinin 1,5 katı seviyesinde seyreden risk primine rağmen tekstil, inşaat ve gıda gibi sektörlerden gelen baskılar neticesinde eylül ayında yine faiz indirimine gidildi. Peki bu sektörlerin farkı ne? Alınan kararlar Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

Esnaf iktidarı

Ekonomi yönetimindeki istikrarsızlığın ve dönemsel olarak piyasa beklentilerine verilen zıt yanıtların ardında çıkar grupları arasındaki farklılıklar yatıyor. Ekonomik kriz ile yoksulluğun derinleştiği, fiyat istikrarının sağlanamadığı, büyük ölçekli şirket ve holdinglerin zarar gördüğü dönemde rotayı çizen TÜSİAD’ın talepleri olurken makroekonomik politikalar da buna uygun şekilleniyor. Görece istikrarın sağlandığı dönemlerde (içinde bulunduğumuz dönemde birkaç aylık kur istikrarı olarak tanımlanabilir) direksiyona emek yoğun sektörlerin talep ve beklentileri geçiyor, ürün ve hizmetlerini dış pazarlarda satarak döviz cinsinden gelir elde eden ve iç pazardaki arzı sabit iş gücünü istihdam eden KOBİ’ler karar alıcıları etkisi altına alıyor. 

Düşük faizli krediler, hızla düşen reel ücretler ve artış oranı enflasyonun oldukça altında kalan asgari ücret AK Parti iktidarının belkemiği olan küçük esnafın beklentilerini karşılıyor. Öte yandan piyasa beklentilerinin aksi yönde alınan kararların tetiklediği kısa vadeli kur artışları TL cinsinden gelirlerde mutlak bir artış yaratıyor. Özetle, bir hata sonucu değil bir esnaf ajandasıyla alınan faiz indirimi kararları, emek piyasalarındaki reel ücretleri keskin şekilde düşürürken esnafın kârlılığını artırıyor. Gelir eşitsizliği bu denli vurucu hâle gelirken bu politikanın sürdürülemez olduğu ise aşikâr. 

Ucuz iş gücü ve beyin göçü

Cumhurbaşkanı’nın “faiz sebep, enflasyon sonuç” teorisi dinî saiklerle ortaya çıkmış bir yaklaşımdan ziyade esnaf iktidarının düşük faize olan bağlılığını meşru zeminlere getirmek için biçimlenmiş bir modeli temsil ediyor. AK Parti iktidarının ilk dönemlerinde (2002-2013) ekonomik büyümenin büyük sanayiciler ve dış yatırımcının artan ilgisiyle desteklenmesi önemli bir etki yaratmış olsa da asıl büyümenin partinin en büyük çıkar gruplarından olan esnafla sağlandığı biliniyor. 

Pek çok Anadolu şehrinde ölçeklenen ve MÜSİAD gibi organizasyonlarla organize olarak ilk 10 yıllık büyümenin lokomotifi olan KOBİ’lerin eksponansiyel büyümemesi, katma değeri yüksek ürünler sunamaması ve çoğunlukla inşaat, gıda ve tekstil gibi alanlarda ucuz iş gücüne dayanması bugün büyümeyi sürdürülemez hâle getiriyor. 

Yukarıdaki tabloda Eylül 2020-Eylül 2021 dönemindeki ihracat hacmi değişimiyle öne çıkan ilk 30 şehri görüyorsunuz. Büyüme oranları göz önünde bulundurulunca Türkiye’nin içinde bulunduğu politik açmaz daha da netleşiyor. Özellikle son senelerde sayısı 200’ü geçen üniversitelerden mezun olarak iş gücüne yeni katılanları ve kalifiye elemanları istihdam edecek hizmet sektörünün konumlandığı şehirlerin, pandemi etkilerinden sıyrıldığı dönemde dahi, ilk 30 şehir arasında yer almadığı görülüyor. 

Kur şoklarıyla nitelikli teknik eleman istihdam etmenin ve uluslararası rakiplerle rekabetin maliyetleri giderek artmasına rağmen iç pazarda elde edilen Türk Lirası cinsinden sabit gelirler bilançoda eksi yazıyor. Sonuç olarak, oy veren davranışları da göz önünde bulundurulduğunda AK Parti’nin genel ya da mahalli seçimlerde yitirmek istemediği şehirler faiz indirimi kararları ve kurdaki keskin artışlardan fayda sağlayan KOBİ’lere ev sahipliği yaparken alınan kararlar daha çok inşaat, gıda ve tekstil gibi emek yoğun sektörlere yarıyor. 

Bu kararlarla Türkiye düşen alım gücü, artan sosyal eşitsizlikler ve derinleşen ekonomik krizle mücadele etmek durumunda kalırken nitelikli iş gücünü de geri dönmemek üzere yabancı ülkelere kaptırıyor. Yukarıdaki tabloda yer tutmayan Ankara, Bursa, İzmir ve İstanbul ihracattan beklenen payı alamazken bu şehirlerde konumlanan hizmet sektörü de nitelikli iş gücünü daha yüksek yaşam standartları sağlayan batılı şirketlere kaptırıyor; internet çağında beyin göçünün tek yolu da fiziksel olarak başka bir ülkeye taşınmak değil.

Görünen o ki doğru makroekonomik kararlarla yoksulluğun, enflasyonun ve artan işsizliğin önüne geçilmez, ucuz iş gücü merkezi olmak önceliklendirilirse Türkiye İrlanda’nın 2008 yılında yüzleştiği resesyonun benzerini yaşayarak asıl sıçramayı yaratabilecek tüm zihinleri yitirecek. Son 3 yılda 10 bin milyoner ve 13 bin iş insanının Türkiye’yi terk etmesi, göçün 3 yılda %97 artması ve gençlerin büyük çoğunluğunun yurt dışında yaşamayı hayal etmesi bir rastlantıya işaret etmiyor. Böylesi bir kaybın geri dönüşü ise büyük vergi indirimleri, devasa teşvikler veya serbest bölgelerle gerçekleşebileceği için bütçede onarılmaz gediklere sebep olacak. 

Spektrum

Her salı 15.00'te Türkiye'nin politik gündemi ve kent politikasında, her cuma 15.00'te uluslararası politikada öne çıkan gelişmelere dair hikâyeler, raporlar, kamuoyu araştırmaları ve dünya basınından önemli makaleler, her perşembe 15.00'te de haftanın politika özeti e-posta kutunda.

Benzer Yazılar

Öğrenciler geçinemiyor
Öğrenim Krizi serisinde daha önce “barınamama” ve bunun da uzantısı olarak “cemaat ve tarikat yurtları” problemlerini ele almıştım. Bu haftanın konusu olan hayat pahalılığı ise öğrenci, çalışan, aile, bekâr herkesi etkiliyor. Ancak bir kesime olan tesiri daha fazla.  Eğitim temel hak. Öğrenciler...
© 2021 Aposto! Teknoloji ve Medya AŞAPOSTO’YU KEŞFETAYDINLATMA BEYANIKULLANIM KOŞULLARI