Aposto! - Kurtuluş, ara durak. Bir sonraki noktaya geçmeden soluklanacak, oksijen aldıracak.

Kurtuluş, ara durak. Bir sonraki noktaya geçmeden soluklanacak, oksijen aldıracak.

Mahalle: Kurtuluş. Mahalleli: Utku Güven. Fotoğraflar: Deniz Sabuncu.

Halılı mı parkeli mi, fayanslı mı epoksili mi? Onlar evde yokken paketlerini aldığın, pazar öğleden sonraları büyük sofralar etrafında buluştuğun komşular mı? Kapısında kilit, güvenlik olan müstakil evler mi? Birinci kattaki apartman dairesinin kot farkı sebebiyle yatak odası bahçeye bakıyor; sokak tarafındaki ferforjeli salonuna "Tamam," diyebilir misin? Perdeler arkasına gizlendiğin ya da gelen geçenin meraklı gözlerle baktığı açık bir düzen — ışıklı, karanlık, gürültülü, ıssız. Kan bağı olmayan bir aile gibi mahalleyle kurulan ilişki. Seçiyorsun. Eşref Efendi sokağın tepesinden aşağı bakarken aklımızda ilk soru bu: Kurtuluş'un Utku'yu kendine çekerken, sineye çektikleri.

"İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin Dolapdere kampüsünde Eşref Efendi'nin paylaşımlı evlerinde çok vakit geçirmiştim. O yüzden aşikâr, alışık hatta biraz âşıktım mahalleye ve insanına." Utku 2014'te Kurtuluş'a yeniden geldiğinde, ev ararken aklında yalnızca iki kriter var: teraslı olması ve gökyüzüne açılması. 

Esmiyor Podcast'in yaratıcılarından Utku


Hemen olmuyor. Pek çok bina, sokak, odaya bakındıktan sonra iki katlı devasa bir ev çıkıyor karşısına. Kirası yüksek — ama güzel. İçinde yaşanmalı. Burada yaşamak için önce kararlı olmalı, sonra şartları bir araya getirmeli. Bir de şans. Kurtuluş'u evi yapmış pek çok insanın dilinde aynı kelime. 

"O sırada Berlin'den bir arkadaşımız geri taşındı, tesadüf. Bir diğeri de dökülmekteki evinden çıktı, ev sahibi renovasyon sürecinden sonra daha yüksek bir kira istemeyi düşünüyordu. Hep birlikte tuttuk o evi. Aradan geçen zamanda çok insan geldi, yaşadı ve gitti. Kimisi ülke dışına; bazısı çocuklu, köpekli, eşli hayatlara. Bazen misafirliğe geliyor misal biri, bu evde yaşamış, iki hayat arasında geçerken. Ben oradayım hâlâ. Dönenleri, uğrayanları, özleyenleri, mahalleyi bekliyorum. Bir gün ancak İstanbul'dan veya Türkiye'den gidersem buradan ayrılırım diye düşünüyorum."

Bir aradayız, hepsi bu

Tarih bugüne sirayet ediyor Kurtuluş'ta. Bir zamanlar gayrimüslimlerin ve müslümanların, Ermeni, Rum, Yahudi, Roman halklarının birlikte yaşadığı mahalle bugünün dünyasında "azınlık" olarak görülen toplulukların çoğunluğun sesi olduğu; fısıltıyla konuşmak zorunda olmadıkları; yaşamlarına çekili perdeler arkasında değil, sokakta devam ettirebildikleri mesken. 

Dinlerin, dillerin, yaşamların buluşma noktası: Kurtuluş


Queer'ler için güvenli alan. Seks işçilerinin evi. "Azınlık" görülenlerin kısıtlı iş alanlarına sıkıştırılmadığı; Afgan, Suriyeli göçmenlerin kendi kültürlerini mutfağa, sofralardaki tabaklara taşıyabildiği bir üretim merkezi. "Şu an İstanbul'da gördüğüm en kozmopolit mahalle: Kurtuluş. Mesela burada birahanenin alt katında Moğol cemaatinin düzenlediği kareoke gecelerine denk gelebilirsin. Veya bir gün Ergenekon Caddesi'nde Afrikalıların işlettiği R&B Club'a. Onlar mahalleyi bir sonraki varış noktasına varmak üzere terk ettiğinde pop-up, bir iki ay sonra biter. Cumartesi günleri Kurtuluş sokakları çok renklidir. Apartman dairesinde Afrikalı göçmenlerin kilisesi var çünkü. Ayine gelirler. Şimdi devretti ama Ben U Sen'in kurucusu bir Diyarbakır Ermenisi. Yemekleri de öyle. Oturduğun yerden dünyayı keşfedebilirsin burada," diyerek özetliyor Utku Kurtuluş'un neden onun çekim alanı olduğunu.

Kültürlere, bunların değişkenliğine, birbirinden feyz almasına alan açan bir mahalle. Evet — İstanbul'da benzeri çok yok. Belki de bundan sivil toplum kuruluşlarında, eğlence sektöründe çalışanların ve son zamanlarda sadece sanatçıların değil sanat kurumlarının ilgisini çekiyor. Sokaklara mural'lar çizilerek, dükkânlara galeri tabelaları yerleştirilerek dönüştürülmüyor. 

Geçmişinden geleceğine, batıdan doğuya veya tam tersine, belirsizliklerden hayallere gidenler için bir geçiş noktası, dışarıdan geleni kabul ettiği için hep devinimde Kurtuluş. Sabit fikirler geliştirmiyor bu değişimin içinde. Utku'nun sokaklarında, görüş alanında gezerken gördüğümüz bu.

Mahalleler arasında geçişken bir yapı var

Kurtuluş nerede başlıyor ve bitiyor? Hiç bitiyor mu? Fiziksel olarak adalarla tanımlansa da aslında daha çok bir his Kurtuluşlu olmak. Sabahları "Puhçaaa!" diyerek dolaşan, yastığa iki saat önce başını koymuşları sinirlendiren simitçi de Kurtuluşlu, üst katında bitmeyen parti yüzünden rabıtada topuklu ayakkabı sesinden rahatsız Aran Bey de. Anneanne sandıklarından çıkanları vitrinde sergilene Markiz Vintage de Kurtuluşlu, astarların söküklerini dikip kışa hazırlayan, yeri gelince üstüne cuk oturan ceketler diken terziler de. Önündeki kasalarda Küçük Kara Balık, Pal Sokağı çocukları kitaplarını sergiyen kitapçılar da var Kurtuluş kaldırımlarında, günün altı saatini bilgisayar ekranına bakarak geçirenler de. Chopstick'le noodle yiyenler; ellerinde bira bardakları dart oynayanlar; La Fiancée'den alınan sandviçlerle metroya hızlı adımlarla ilerleyenler; tekerlekli sepetlerini Feriköy pazarına çekiştiren fularlı hanımlar; Madame Katia şapkalarıyla dolaşan beyler. Bunlar Kurtuluş'ta olağan görüntüler. 

Kurtuluş'tan Dolapdere'ye


"Karaköy ve Kurtuluş'un soylulaşması aynı döneme denk geliyor. Gezi sonrası," diye anlatmaya başlıyor Utku. "İkisi de birer geçiş noktası. Ama burası farklı. Karaköy'ün mahallelisi dışarıdan gelenler çünkü. Önce İstiklal'i, Beyoğlu'nu, Pera'yı terk edenler indi, onların peşinden kahve, bar, restoran açanlar. Yaşayanı olmadığı için öksüz kaldı belki de. Kurtuluş'u mahalleli terk etmiyor. Bu sebeple büyük yatırımcılar gelip her biri sanatçı elinden çıkmış apartman fontlarının olduğu kapıları sökemiyor, yerine gökdelenler dikemiyor, milyon, trilyon dolarlık projeler yok. Henüz. Mahalle mizacı değişiyor sadece. Eski manav şimdi Fill Kahve oluyor mesela. Kapıdan içeri bakınca duman arasından sadece erkeklerin görüldüğü birahaneler kapanıyor, Kava açılıyor. Çok para kazandıracağı için değil, mahalleye yeni gelenlerin talepleriyle uyum içerisinde değişiyor mekanlar."

Fırını, turşucusu, baharatçısıyla Pangaltı sokaklarını cumartesi gününün pazar alışverişine; gözleme yemeye uğradığımız Feriköy'ü arkamızda bırakıyoruz. Bomonti'deyiz şimdi. Bir zamanlar tekstil endüstrisinin merkezi, şehir dışı tabir edildiğinden bira fabrikasının kurulduğu semtte. 

Kurtuluşluların Bomonti durağı: Kozmos Coffee


Büyük yatırımlarla kurulmuş Bomontiada hakkında konuşmak istiyoruz. O da bu mikrokozmosun bir parçası çünkü. Dışarıdan geleni; gece gezmesi için uğrayanı, şöyle bir bakıp da çıkanı; terk ederken araba camlarından attıkları teneke kutuları, poşetlerini bırakanları, kendi evi olmadığı için pisleteni de çok çünkü. Mahalleli nasıl bakıyor bu projelere? Kurtuluş'ta yaşayanlar Bomontiada'ya görmeye, bakmaya, sosyalleşmeye gidiyor. Dış dünyayla kesişim kümesi gibi biraz o alan diye anlatıyor Utku. "Bomontiada'ya gelenler Kurtuluş'a geçmiyor. Elinde gezilecek, görülecek, Instagram için önünde poz verecek yerleri listeleriyle dolaşan turistlerin uğrak yeri değil."

Dünyanın merkezine açılan apartmanlardan biri


Dünyanın merkezi, bu mahalle

"Doğaysa en dibinde, 3G'nin bile çekmediği yerlerde olmayı seviyorum; insandan, uğultudan, kablodan uzak — şehirdeyse keşmekeş içerisinde, bir köşeyi döndüğünde plan yapmadan birinin yanına çökebileceğin, o konuşmanın, o masaya eklenenlerin, o bir tek gecenin hayatını değiştirebileceği belirsizliğin içinde olmayı. Dünyanın merkezindeyim gibi hissettiriyor bu mahalle bana. Kurtuluş diyoruz ama aslında benim yaşadığım bölgenin adı Tatavla. Yunanca ismiyle Ταταύλα. 1929'daki büyük yangın öncesinde aslen Rum'ların mahallesi. Tatavla adı Rumca  'beygir ahırı' anlamına gelen 'tavla' kelimesinden türemiş. Arayıp da bulamayacağın şey yok. Bir yere gitmeme gerek yok bir şey deneyimlemek için. Bir zamanların Beyoğlusunu düşünüyorum. Herkesin başka yerde yaşasa da gittiği yerdi, Kurtuluş yaşayanların kaldığı yer. Ve bir yandan da hiç bitmeyen bir göç hikâyesi içeriyor."

Rumlar, Ermeniler, Yahudiler gidiyor; Suriyeliler, Afrikalılar, Afganlar geliyor. Doğudan batıya savaştan, güneyden kuzeye susuzluktan, iklim krizinin yol açtığı doğal afetlerden, kasırgalardan kaçıyor insanlar. Kurtuluş, bugün, durak gibi. Ama son değil, ara bir durak. Bir sonraki noktaya geçmeden soluklanacak, oksijen aldıracak.

Yazının devamı için lütfen kaydolun.

Aposto! olarak en özgün içerikleri derleyip e-posta kutunuza bırakıyoruz. Tüm yazıyı okumak için bültene kaydolabilirsiniz.

Soli

Her hafta bir mahalle, bir mahalleli! Seyahat ve kültür yayını Soli, her hafta bir mahallenin esnaflarının, binalarının, sokaklarının, insanlarının hikâyesini anlatıyor.

Benzer Yazılar

“Cihangir’de istersem sessiz, sakin ve yalnız istersem kalabalığım.”
Hayatımın kendimi bildim bileli geçen zaman diliminde her daim bir ayağımın ve aklımın olduğu, misafiri olduğum mahalle, Cihangir, artık benim mahallem. Ne zaman bir mahalleli olunur, ne zaman oraya ait hissedilir, oranın dertleri ne zaman senin dertlerin, güzellikleri ne zaman şifan olur? Şimdi...
Alaçatı’da birbirimizin, köyümüzün, her anımızın kıymetini bildiğimiz zamanlar sonbahar, kış ve ilkbahar
1995′te Alaçatı — henüz otel veya restoran yok, kendi hâlinde bir köyken bu uyuyan güzele dışardan ilk gönül veren kişi, rahmetli Leyla Figen olmuş. Kemal Paşa Caddesi üzerindeki eski tütün deposununa âşık olan Leyla Hanım burayı restore ederek sonradan Agrilia Restoran adını alan kafeye...
© 2022 Aposto! Teknoloji ve Medya AŞAPOSTO’YU KEŞFETAYDINLATMA BEYANIKULLANIM KOŞULLARI